8 Aralık 2011 Perşembe

Teşekkürler Çocuklar.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun almadığı veya alamadığı kararı UEFA alınca Trabzonspor aslında hakkı olan Şampiyonlar Ligi’ne hiç beklemediği bir zamanda adım atmış oldu. Daha bu durum tam sindirilememişti ki kuralar çekildi ve grupta İnter, CSKA ve Lille ile eşleşti. Şayet o gün bu takımın toplamda 7 puan toplayacağı ve grubu 3. tamamlayacağı bize teklif edilmiş olsaydı sanırım bunu hepimiz kabul ederdik. Belki futbol olarak çok doyurucu bir oyun ortaya koyamadık ama gerek mücadele olarak gerekse yürek olarak burada olmayı hak ettik.


Unutmamak gerekir ki, bu takım geçen seneki as kadrodan  6 oyuncusunu kaybetti ve bu oyuncular takımımızın iskeletini oluşturan ve oyun yükünü çeken lokomotif oyuncularıydı ve şu ana kadar da eksiklikleri fazlasıyla hissedildi. Geride kalan oyuncuların daha çok mücadeleci ama yetenekleri sınırlı oyunculardan oluşması ve bu sene yapılan transferlerin de takıma gerekli katkıları yapamamış olması bugünkü kısır futbolun ana nedeni. Bu noktada alınan 7 puan ve elde edilen UEFA Avrupa Ligi hakkı,kadro yapısı ve şartlar düşünüldüğünde büyük başarıdır ve gerek futbolcular gerekse teknik kadro teşekkürü ve takdiri hak etmiştir.


Oyuna gelecek olursak Trabzonspor gerek sahaya diziliş gerekse oyun olarak yapması gereken doğruları elinden geldiğince yapmaya çalıştı. Taktik olarak doğru tespitler yapılmış olsa da, oyuncuların bireysel yetenekleri ve oyun zekası Lille karşısında bundan fazlasını almaya yetmedi. Lille bu grubun en iyi takımı ve yaratıcılık özellikleri fazla olan oyunculardan oluşuyor. Lille’e karşı mücadele eden her takımın orta sahada alan daraltarak ve adamlarını karşılayarak oynaması gerekir. Hızlı ve yetenekli oyuncuları ile hem iyi pas yaptılar hem de ikili oyunlarla savunmanın arkasına sarkma fırsatı buldular. Özellikle Hazard’ı durdurmakta zorlanan takımımız oyunu ceza sahası ve çevresinde kabul etmek zorunda kaldı. Zokora ve Colman’ın savunmaya top çıkartırken yardımcı olmaması sonucu atılan uzun toplar da rakipte toplanınca yediğimiz baskı kaçınılmaz oldu. Özet olarak biraz şansımız biraz da Tolga, Giray ve Halil’in üstün gayreti sonucu sahadan istediğimiz sonuçla ayrılmamıza ve UEFA Avrupa Ligi de olsa yolumuza devam etmemize yardımcı oldu.


Bu noktadan sonra artık önümüze bakmalı ve ilerisi için gerekli planlamaları yapmak zorundayız. Burak bu takımın tek hücum silahı ve bu yükü tek başına taşıması da imkansız. Colman da bir yerde orta sahanın Burak’ı ve o oynamayınca orta saha organizasyonu aksıyor ve hücum gücü de sekteye uğruyor. Savunma yetenekleri doğrultusunda elinden geleni yaptı ve bu oyunculardan bundan iyisini beklemek de hem onlara hem de futbola haksızlık olur.


Yapılması gereken bu takıma gerekli transferleri yapmak ve devre arasından sonra Şenol Hoca’nın elini güçlendirmek. Bu takımın acil olarak bir sol stopere, oyunun iki yönünü de oynayabilen bir orta sahaya, ve yine oyunun iki yönünü oynayabilen bir sol orta sahaya ve ileride Burak’a yardımcı olup gol yükünü paylaşacak bir santrafora ihtiyacı var. Bu oyuncular da kalbur üstü oyuncular olmak zorunda. Zira gerek Brozek kardeşler, gerek Adrian gerekse Henrique bundan daha iyi ve daha verimli olmayacaktır. Yetenekleri gerçekten de sınırlı olan ve bu seviyede futbolu kaldıramayacak olan oyuncular. Unutmamak gerekir ki iyi futbol iyi futbolcularla oynanır ve siz de iyi futbol oynamak ve taraftarınıza iyi futbol seyrettirmek istiyorsanız iyi futbolcuları kadronuza katmak zorundasınız. Umarım yönetim ve başkan gerekli mesajları almıştır ve doğru adımları atacaktır. Her ne kadar bugünkü sonuçlar bizim tur atlamamızı engellemiş gibi görünse de aslında biz turu Trabzon’da oynadığımız CSKA maçında kaçırdık.


Sonuç olarak takımımız ilk defa katıldığı Şampiyonlar Ligi’nde ülkemizi ve kentimizi onurlu bir şekilde temsil etmiş ve bana göre başarılı olmuştur. Bu gururu bize yaşattıkları için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum ve taraftarımıza da bu güzel insanları hava alanında hak ettikleri gibi yani şampiyonlar gibi karşılamalarını tavsiye ediyorum.


Saygı ve sevgilerimle,

Kuyumcu

4 Aralık 2011 Pazar

İddianame, Trabzonspor ve Nasrettin Hoca.

3 Temmuz’da patlak veren şike skandalının ardından tam 5 ay geçmişti ki, merakla beklediğimiz iddianame dün genel hatlarıyla açıklandı. Böylece, aylardır yapılan yanlı yansız bütün yorumlar da bir yerde son bulmuş herkesin kafasında bundan sonra yaşanacak olan süreç hakkında belli bir düşünce oluşmuş oldu. Olayların karşı cephesini oluşturan ve şampiyonluğumuzu çalanların içinde bulundukları topluluk hak ettikleri üzere ağır ithamlarla ve uzun sürecek hapis cezalarıyla karşı karşıyalar. Bu noktada Yüce Türk Yargısına ve hak ettikleri cezaları kendilerine vereceklerine olan inancımız tamdır.


Öte yandan aylardır tutuklu bulunan başkan ve yöneticilerini iştahla ve yüzsüzce savunanların aksine ben dahil bir çok Trabzonsporlu iddianamede adımızın kıyısından, köşesinden geçmesine sebep olan başkanımıza ve asbaşkanımıza şüphe ile yaklaşıp gerekirse istifa edip, aklandıktan sonra gelmelerini istedik. Bu aslında onlara olan güvensizliğimizden değil, Trabzonspor’a olan aşırı sevgimizden kaynaklanıyordu. Biz Trabzonspor’umuzu o kadar kutsal ve mahrem bir yerde tutuyoruz ki, ona en ufak bir leke sürebilecek, söz getirebilecek kim olursa olsun tahammül edemiyoruz. Sanırım bunda Trabzonspor’un bizim için aslında sadece bir futbol takımı ya da spor kulübü olmamasının etkisi büyük. Trabzonspor bizim benliğimizin bir parçası  ve biz onu kalbimizle değil ruhumuzla seviyoruz, çünkü biliyoruz ki kalbimizin durduğu gün bile ruhumuz Trabzonspor’u sevmeye devam edecek.


İddianame’nin bizi ilgilendiren kısmına dönecek olursak, başkanımız Sadri Şener ve asbaşkanımız Nevzat Şakar teşvike teşebbüs etmeye teşebbüs etmek suçuyla itham edilmişler. Bunu tekrar tekrar düşününce aklıma birden Nasrettin Hoca’nın bir hikayesi geldi. Hocayı eve elinde tavşanla girerken gören komşusu akşam yemeğine misafir olarak kendini davet ettirmiş. Afiyetle yenen tavşanlı yemekleri de ballandıra ballandıra anlatmış başka bir komşusuna Hoca’nın. O komşu da kendisini zorla davet ettirmiş bir sonraki akşam yemeğine. Bu sefer azalan tavşan etiyle bir pilav yapılmış. Bu da yeterince makbule geçmiş ve bir sonraki akşamda pilav çorbasına dönüşmüş misafir edilen başka komşu için. Artık elde tavşan etinden eser kalmayınca da en son akşam yemeğe gelen bir başka komşuya da bir tas su ikram etmiş Hoca. Komşu aman Hocam bu bildiğimiz su deyince de, Hoca hemen cevap vermiş: ‘Olur mu komşum, bu da tavşanın suyunun suyu’.


Şimdi sayın savcının elinde şikeciler, teşvikçiler, çete liderleri,çete elemanları, satın alınanlar derken bizim payımıza da teşvike teşebbüs etmeye teşebbüs etme kalmış gibi görünüyor. Bu ithamın sadece bildiğimiz su olduğunu söylemek de sanırım mahkemelere düşecek.


Saygı ve sevgilerimle,

Kuyumcu

2 Aralık 2011 Cuma

Sivas'tan Lille'e Doğru.

Şampiyonlar Ligi'nde oynayacağı hayati Lille maçı öncesinde Sivas'a konuk olan bordo mavililer sahaya alışık olmadığımız bir kadro ile çıktı. Belli ki Şenol Güneş de bizim gibi düşünüyordu ve Sivas'ta olabilecek bir puan kaybı o kadar da önemli değildi. En nihayetinde bu takım Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura çıkmaya çok yakındı ve önemli olan da bunun başarılmasıydı. Celutska'nın kırmızı kart cezalısı olması nedeniyle Serkan'ı zorunlu olarak sağ beke çeken Şenol Güneş, orta sahada hemen hemen hiç görev vermediği Sapara ve Henrique'ye şans tanıdı. Alanzinho'yu da yanında oturtan Güneş geldiği günden bu yana büyük hayal kırıklığı yaratan Adrian'ı sahaya sürdü.

Şöyle bir sayacak olursak da, orta saha sağda Volkan, solda Henrique, ortada ise Zokora, Adrian ve Sapara'dan oluştu. Bu beşlinin oluşturduğu orta saha maçtan önce tam da kendilerinden beklediğim gibi hiç bir direnç gösteremedi ve bu alanı tamamen Sivas'lı oyunculara teslim etti. Savunma görevlerini hemen hemen hiç yapmayan bu orta saha (Zokora hariç), savunmaya top çıkatma konusunda da yardımcı olamadı. Ayağına top bekleyen ve fizik güçleri zayıf olan bu orta saha Aykut'la desteklenmiş olsaydı belki de bu kadar dağınık bir görüntü vermezdi.Hücumda da bir varlık gösteremeyen bu oyuncular Burak'ı çok yalnız bıraktı. Bu yalnızlık Trabzonspor'un gol ümitlerini Sivas savunmasının yapacağı hatalara bel bağlattı. Bu hatalardan birinde öne geçen takımımız  bu sezon iyi bir form yakalayan kalecimiz Tolga'nın yaptığı hata sonucu sahadan beraberlikle ayrıldı.


İçinde bulunduğumuz dönemin kulübümüz için çok önemli olduğu gerçeğinden hareketle bu akşam oluşan eksikleri ve yapılan yanlışları şimdilik bir kenara bırakırken, gerek oyuncularımız gerekse teknik ekibimizin bu maçtan gerekli dersleri çıkaracaklarını ümit ediyorum. Sezonun şimdiye kadarki bölümünden asıl ders çıkarması gerekenlerin de başkan ve yöneticiler olduğunun ve devre arasında bu takıma gerekli takviyelerin yapılması gerektiğinin de altını çizmek istiyorum. Buradan onlara ufak bir tavsiye; hep aynı menejerin oyuncularını almak zorunda değilsiniz. Yaptığınız transferlerin başarı oranı ortada. Zokora, Celutsha ve Colman haribi hiçbir yabancı bu seviyede mücadele eden bir takımın oyuncusu değil, artık değişiklik yapın ve menejerinizi değil Şenol Hocamızı dinleyin oyuncu alırken.


Çarşamba akşamı sahada nispeten farklı bir kadro olacak ve bu kadro da daha konsantre, daha beraber oynamaya alışmış oyunculardan oluşacak. Lille deplasmanından alacağımız bir puan Şampiyonlar Ligi'nde bize bir üst turun kapılarını açacak ve belkide Türk Futbolunun uluslararası arenada yerlerde sürünen itibarını da bir nebze olsun düzeltecek. Bu aşamada TFF'nin kendinden aslında hiç kimsenin beklemediği bir jest yapıp bu karşılaşmayı ertelemesi şık olurdu ama Şenol Güneş'in de söylediği gibi onlar yalnızca İstanbul takımları o arenada boy gösterirken Türk Futbolunun bir parçası oldukalrını hatırlıyorlar.


Yarın açıklanacak olan iddianamenin ardından, geçen sene alnımızın teriyle kazandığımız ve şikeciler tarafından gasp edilen şampiyonluğumuzun da geri gelecek olmasının vereceği moral motivasyonla Trabzonspor'umuzun avrupada yoluna devam edeceğini ve hak ettiği yerlere geleceğini düşünüyorum.


Saygı ve sevgilerimle,

Kuyumcu

Türkiye Büyük Şike Meclisi

Daha önce 3 Temmuz'da patlak veren şike operasyonu ve gelişen süreç hakkında görüşlerimi belirten bir yazı yazmıştım. Onun için bu konuya derinlemesine girmeyeceğim. Girmenin de bir anlamı yok zaten, çünkü geldiğimiz nokta ve yaşanan gelişmeler bize şike'den daha önemli sorunlarımızın olduğunu gösterdi. Gelin isterseniz bu süreci ve gelinen noktayı şöylece bir hatırlayıp değerlendirmemizi yapalım.


Bilindiği üzere Haziran ayında yapılan Futbol Federasyonu Atama Şenliği'nde  hükümetin büyük desteği ile MAA, Türk Futbol'unun başına konduruldu. Gerek futbolla olan bağı gerekse bugüne kadar yaptığı ve yapamadığı icraatlarla, futbol topuna konmuş kelebek etkisi'nden öteye bir etki yapamadı benim nazarımda. Gerçi kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getiriyor ve şike'cileri korumak adına palyaço rolünü üstleniyor ama benim bir yönetenden beklediklerim, MAA'nın verdiklerinden çok farklı.


Aslında bütün bunlar belli bir noktaya kadar anlaşılabilir ve açıklanabilir olaylar. Asıl insanın aklının almadığı ve bir türlü anlam veremediği olay ise T.B.M.M.'nin 24. dönem millet vekillerinin seçildikten sonra almış olduğu ilk kanun değişikliği kararı oldu. Ülkemizin maddi manevi bunca sorunu dururken, aralarında hiçbir konuda bu güne kadar anlaşma sağlayamayan partilerin vekillerinin elleri aynı anda, şike'cileri kurtarmak için kalktı. Bizlerin onları o göreve ne için getirdiğimizi hiç umursamadan, ettikleri yeminle bağdaşmayan, hatta insan ahlakı ve vidcanı ile bağdaşmayan bu kişiye özel kanunu çıkarırken eksik olan tek şey ise üzerlerine giyemedikleri sarı lacivert formalar ve ellerinde olmayan 'hepimiz aziz'iz' yazılı dövizlerdi. Bu olayda tek istisna, kanuna gösterdiği tepki ve Cumhurbaşkanı Gül'e yaptığı çağrı ile Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar oldu. Kendisini bu onurlu davranışı dolayısıyla kutluyor, Trabzon'lu ve Trabzonspor'lu millet vekillerine de örnek olmasını diliyorum. Hani şu seçim zamanları Trabzonspor'u ağzından düşürmeyen, almaya geldimi Trabzonspor'un sırtından hiç inmeyen ama vermeye geldimi ortada olmayan vekiller.


Şimdi yasa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün önünde. Gül, yaptığı yasayı inceletiyorum açıklaması ile oluşan tepkilerin azalması için vakit mi kazanıyor, yoksa gerçekten de yasa'nın ışık hızıyla değiştirilmesinden rahatsızlık mı duyuyor yakında belli olur. Sayın Gül'ün şike'cilerin değil, bu milletin cumhurbaşkanı olduğunun bilinciyle hareket edip, kişiye özel çıkartılan bu yasayı onaylamayıp, meclise geri göndermesini umut ediyorum.


Son olarak şunu söylemek isterim ki, Türk Futbolu tarihinde ilk defa içinde bulunduğu ahlaksız ve çarpık yapıdan kurtulma fırsatı yakalamıştır. Senelerdir mafya, siyaset ve çetelerin baskısı altında kalan bu güzel oyun, onurlu polislerin ve savcıların fedakarca yaptığı çalışmalar sonunda temize çıkma, arınma fırsatını yakalamıştır. Bundan önce atılan kaypak adımlar UEFA tarafından önlenmiş ve gerekli uyarılar yapılmıştır. Kendinizi rezil etmeniz sizin umrunuzda olmayabilir ama düşmüş olduğumuz durum ve ülke futbolunun yemiş olduğu şikeci damgası bizim umrumuzda. Gerek siyasiler, gerek mahkemeler gerekse federesyon üzerine düşen görevi yapmalı ve suçlular cezalandırılmalı. Aksi takdirde bunu bizim için daha önce olduğu gibi başkaları yapar ve Türk Futbolu da içinde olduğu bataklıktan asla kurtulamaz.


Saygı ve sevgilerimle,

Kuyumcu