29 Ocak 2012 Pazar

Arsenal'li Burak Yılmaz ve Premier League

Burak Yılmaz tartışmasız geçen sezonun ve özellikle de bu sezonun en formda en başarılı futbolcusu. Geçen sene Trabzonspor’u şampiyonluğa taşıyan gollerden 19 tanesi kendisine ait. Bu sezon ise rakip ağlara bıraktığı 25 gol takdire şayan ve sergilediği bu istikrarlı performans da ayakta alkışlanacak cinsten. Bu formunu devam ettireceğe benzeyen Burak önce Fatih Tekke’ye ait Trabzonspor adına Lig’de atılan en çok gol olan 31 golü geçecektir, ardından da Tanju Çolak’a ait olan Lig tarihinin bir sezonda en fazla gol atan oyuncusu unvanını zorlayacaktır. Bunu başarabilmesi için gereken 40 gole ulaşıp ulaşamayacağını hep birlikte göreceğiz ama ben geri kalan 11 maçta Burak’ın 15 gol atabileceğine inanıyorum.

Her başarılı futbolcuda olduğu gibi Burak’ın yakaladığı bu başarı sonrasında da Avrupa takımlarına transfer olacağı haberleri yapılmaya başlandı. Burak Yılmaz’ın geçenlerde verdiği bir röportajda oynamak istediği takım olarak belirttiği Arsenal de şimdilik Burak için adı geçen kulüp durumunda, hatta bugün ortaya atılan bir dedikodu Arsenal’in Burak için 25 milyon avro teklif edeceği yönünde. Böyle bir rakam karşısında Burak’ı satmak Trabzonspor açısından da karşı konulamaz ve akılcı bir yol olacaktır. Bu haber doğrudur ya da yanlıştır bu günlük konumuz bu değil ama gelin isterseniz Burak’ın Arsenal forması altında Premier Lig’de oynayıp oynayamayacağına dair biraz fikir jimnastiği yapalım.

Önce şunu belirtelim ki Burak son iki senede hem fiziğini hem de gol vuruşlarını oldukça geliştirdi. Hatta serbest vuruşları da artık etkili kullanmaya başladı. Uzaktan da topa vurma adına olumlu adımlar atmış durumda. Bu kadar golü atmasındaki en büyük özelliği olan savunma arkasına yaptığı koşular ise en büyük artısı. Özellikle son zamanlarda orta sahaya gelip aldığı toplar ve arkadaşları ile olan iletişimi de olumlu yönde gelişti.

Bunun yanında Burak hala top kontrolünde ve adam geçmede yeterli seviyede değil hatta bu konularda başarısız olduğu bile söylenebilir. Özellikle kademe hatası yapmayan ve güçlü oyunculardan oluşan takımlar karşısında zorlanıyor olması ve birebir pozisyonlarda çalım atma yeteneğinin olmaması Premier Lig gibi bir ligde Burak’ın gol şansını azaltacaktır. Burak’ın eksik olduğu bir diğer konu ise hava topları. Uzun boyuna ve güçlü fiziğine rağmen hava toplarında etkisiz olan Burak bu yönünü şimdiye kadar hiç geliştiremedi. Bu yönde çalışma yapıyor mu bilemem ama şayet yapmıyorsa kendisine tavsiyem yapması. İngiltere’de oynanan futbol kanatlara çok önem verilen ve kenar ortaların çok önemli olduğu bir oyun yapısına sahip ve Türkiye’de bile kafa golü olmayan Burak’ın Premier Lig’de bırakın kafa golü atmasını yapılan ortalara kafa vuruşu yapması bile çok zor.

Burak’ın dikkat etmesi gereken bir diğer konu da İngiltere’de futbolun hızlı ve düşünülerek oynandığı gerçeğidir. Bir santrafor sadece kendi oyuna değil, karşı takımın oyununa ve kendi takımının oyuncularına da dikkat ederek ve doğru kararları çabuk vererek oynamak zorunda. Önünde Tuncay Şanlı gibi bir örnek var. İngiltere’ye transfer olduğu sezon tartışmasız Ligimizin en formda futbolcusu olan Tuncay küme düşemeye oynayan bir takımda bile kadroya girmekte zorlandı.

Burak Yılmaz şayet Arsenal’e ya da herhangi bir başka İngiliz takımına transfer olmak istiyorsa yukarıda saydığım zayıf olduğu noktaları  oldukça geliştirmesi gerekiyor, çünkü Premier Lig’de futbol sert, hızlı, taktik ve teknik yönden kusursuza yakın oynanıyor. Her hangi bir oyuncunun sadece belli özelliklerinin iyi olması bu Ligde başarılı olmaya yetmez. Bu Lig için doğru özelliklere sahip olmak başarılı olmanın ana unsurudur.

Özetlemek gerekirse şu anki form durumuna rağmen her ne kadar kulağa çok hoş geliyorsa da Arsenal’li Burak İngiltere Premier League’de başarılı olamaz.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu

25 Ocak 2012 Çarşamba

Sonuç Kimseyi Aldatmasın.

90 dakika oynanan oyuna bakarak konuşacak olursak ortaya çıkan 4-1’lik skor iki takımın da hak ettiği skor değildi. Karşılaşmanın büyük bir bölümünü 10 kişi oynayan Eskişehir her ne kadar sahadan farklı mağlup ayrılmış olsa da oyunun genelinde doğruları yapan takımdı. 10 kişi kalana kadar Trabzonspor kalesini abluka altına alan Eskişehir temsilcisi Hürriyet atıldıktan sonra da rakip alanda oynamaya devam etti.  Ersun Yanal takımlarının tipik özelliği olan rakip alanda kalabalık adamla topa sahip olma ve kaptırılan toplarda basketbol taktiğiyle hücum bölgesinde Yugoslav faulü yapma alışkanlığı oyun olarak meyvesini vermek üzereydi ki Trabzonspor’un yardımına Hürriyet yetişti.

Trabzonspor takımında değişen hiçbir şey yok. Ligin başından beri sergiledikleri ağır aksak futbolu sergilemeye devam ediyor bordo mavili oyuncular. Bunu yaparken de yük hep aynı futbolcuların sırtına biniyor. Bu oyuncular formda olduğu ve yardımlaşarak oynadıkları zaman oyuna ağırlıklarını koyup galip gelme şansları artarken, sorumluluklarını yerine getiremedikleri maçlarda ise puan kayıpları kaçınılmaz oluyor.

Sıkça dile getirilen savunma hatalarının aksine Trabzonspor takımının yumuşak karnı orta sahasıdır. Colman sezon başından beri sergilediği sorumsuz ve hatalarla dolu oyununu devam ettirmekte inat ettiği sürece, Alanzinho aldığı topları kolayca kaptırıp rakibini kovalamadığı sürece bu takımın savunması toparlanamaz. Bu ikilinin savunmadan aldıkları topları hücum bölgesine geçirmeleri ve sadece pas atıp seyretmekle kalmamaları ileride oynayan Burak ve Olcan’a yardımcı olmaları da gerekiyor. Nitekim silik de olsa dönem dönem bunu yaptıkları zaman Trabzonspor etkili ataklar geliştirdi ama çoğu zaman savunmadan top alıp oyun kurmadıkları için Burak’a oynanan uzun toplar gereksiz yere Burak’ın da yorulmasına sebep oluyor. Orta sahadan hücum anlamında zaten yeterli yardımı görmeyen Burak bir de her atılan topa koşunca rakip savunmayla boğuşurken zorlanıyor.

Eskişehir takımı eksik kaldıktan sonra bile Trabzonspor kalesine 5-6 kişiyle gelmesine rağmen Trabzonspor karşı kalede hep 1 ya da 2 kişiyle gol aradı. Burada Şenol Güneş’e çok iş düşüyor. Bu takımın hiç değilse eksik kalan rakibine karşı topun kontrolünü elinde bulundurması, daha fazla adamla hücum etmesi, topu kanatlara daha fazla indirmesi ve yapılan ortalarda ceza sahasında daha kalabalık olması gerekiyor. Alınan sonuç kimseyi yanıltmasın, zira atılan 4 golün 3 tanesi rakibin bireysel hatalarından kaynaklandı ve her zaman Ersun Yanal gibi risk alan bir hoca ve bu denli bireysel hata yapan son adamlar bulamazsınız.

Geçen hafta Henrique hamlesi yapan Şenol Hoca’dan açıkçası bu maçta hiç olmazsa Halil çıkınca aynı hamleyi beklerdim. Celutska’nın sarı kartı olan Serkan’ın yerine ikinci yarıda oyuna alınması her ne kadar akıllı bir hamle olsa da ilk 11’de yer alması daha mantıklı olurdu diye düşünüyorum. Zokora’nın yokluğunda seçenekleriniz azalmış olsa da Colman’ın özellikle vurdumduymaz oynadığı günlerde kenara alınıp yerine Olcan’ın çekilebileceği ya da Serkan’la değiştirilebileceğini düşünüyorum. Adrian’a da beni yanıltmadığı için bir kez daha teşekkür etmekle yetiniyorum bu günlük.

Toparlamak gerekirse emek hırsızlığına yardım ve yataklık eden bir camianın gerek deplasmanda gerekse Avni Aker’de skor olarak bozguna uğratılmış olması taraftar açısından keyifliydi. Bunu yaparken oyun olarak da üstünlük sergilenmiş olması gerekirdi ama olmadı. Bugünkü maç bir kez daha gösterdi ki bu takımın en az 3 tane kaliteli takviyeye ihtiyacı var. Bu kadar karışık bir dönemde ve başka mecralarda mücadele verirken yönetimin bu yönde adım atacağını düşünmemekle birlikte en azından bir Alper hamlesinin şık ve yerinde olacağını düşünüyorum. Biz taraftarlara düşen ise her şartta takımımızın arkasında olmak ve onlara her maç koşulsuz destek vermek.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu

21 Ocak 2012 Cumartesi

Uyanık Ol Ey Trabzonsporlu, Oyunun Parçası Olma!!!

Doğrusunu söylemek gerekirse yazmaya başladığım maç yazımın ilk halinin bununla pek bir alakası yok. Daha önceki maç yazılarımı okuyanların da aşina olduğu üzere sahaya çıkan takımların dizilişlerini, oyun içindeki taktiklerini, yaptıklarını, yapamadıklarını kendi penceremden anlatarak başlamıştım yazıma ve ilk yarı sonunda genel bir taslak çıkarmıştım ilk 45 dakikayı anlatan. Özetle sahada oynanan oyunu yorumlamaya gayret etmiştim ama gördüm ki oynanan asıl oyun sahada değil çok daha farklı yerlerde oynanıyor ve ısrarla, inatla şiddeti ve pisliği artarak oynanmaya oynatılmaya devan ediyor.

Trabzonspor sahaya yanlış kadroyla çıkmış ya da yanlış dizilişle oynamış, X oyuncu çok hata yapmış, onun yerine Y oyuncusu olsaymış daha iyi olurmuş, gerekli takviyeler yapılmamış demenin inanın hiçbir anlamı yok. Gerek bugün yaşananları gerekse bu sene lig başından beri yaşananları gördükten sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu sezonun senaryosu daha en başından yazılmış, sonrasında da TFF, Hakemler ve Medya tarafından maşalığını yaptıkları karanlık güçlerin yazdıkları bu senaryo sahneye konmuştur.

Geçen sene şereflerini ve onurlarını satanlar, kendilerini satın alanlara olan vefa borcunu gerek onlara karşı oynadıkları oyunlarla gerekse Trabzonspor’u ağırladıkları müsabakalarda sergiledikleri davranışlar ve takındıkları tavırla açık seçik ortaya koymaktalar. Bunu yaparken de en büyük desteği sahaların kara vicdanlı cellatlarından görmekte ve gerekli yerlerde aldıkları destekle dirençlerini arttırıp bazen emellerine ulaşmaktadırlar. Bugün Karabük’te yaşananlar, tribünlerin ve hakemin tavrını bu anlamda yadırgamamak lazım zira herkes kendine verilen rolü oynuyor.

Burada onların ne yaptıklarının ya da ne yapmadıklarının bir önemi yok, burada önemli olan bizim neler yapıp neler yapmadığımız. Şunu açıkça söylemeliyim ki bu camianın dinamiklerini oluşturan her bir bireyin şu an yapması gereken ilk şey sakinleşinceye kadar derin nefes alması ve ağzından herhangi bir kelime çıkmadan önce yutkunması ve kendi oyuncusuna, hocasına ya da yönetimine kötü bir söz çıkacaksa tekrar tekrar yutkunması ve gerekirse susmasıdır.

Gün kendi bünyemizdekileri eleştirip hedef gösterme günü değildir, gün birlik olup oynanan oyunun parçası olmamak bu oyunu bozma günüdür. Geçen sene Fenerbahçe karşısında delikanlı gibi mücadele eden Bursaspor’un bu sene başına gelenler ortadadır, onlardan da şerefini, onurunu satmamanın hesabı hakemler tarafından soruluyor ve sorulmaya da devam edecek.

Şurası bir gerçek ki bu yıl kimileri gol atmadan karşılaşma sona ermeyecek, kimileri her maç 10 kişiye karşı oynayacak, kimilerinin top ağlarını yırtmadığı müddetçe gol verilmeyecek ve bu senaryo uygulanmaya devam edecek. Çünkü oynanan bu oyunun planlandığı gibi son bulması için bazılarının şampiyonluğunun garantiye alınması, bazılarının olası puan silme sonunda ligde kalmasının sağlanması ve bazılarının da yarışın içinde tutularak ağzına bal çalınması gerekmektedir.

Uyanık ol ey Trabzonsporlu, oyunun parçası olma, takımının yanında ol. Kan yut kızılcık şerbeti içtim de ama asla ve asla kendi camianın herhangi bir ferdini hedef alma. Oyunun sonuna gelmiş durumdayız şikecilerin, satılmışların defterini çok yakında hep beraber düreceğiz ve o gün söylenmesi gereken her şeyi bu oyunu oynayanların yüzüne vurmuş olacağız. Bu ligde sivas da çok var eskişehir de, aydınus da çok var çakır da ama bu ligde alnı ak, başı dik, onuruyla mücadele tek bir TRABZONSPOR var bizim görevimizde O’na sahip çıkmak.



Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu

UEFA fenerbahçe'yi Çoktan Küme Düşürdü!

Türkiye Futbol Federasyonu’nun tayin ettiği ve başkanlığını M. Ali Aydınlar’ın yaptığı heyet dün UEFA yetkilileri ile 3 Temmuz’dan bu yana yaşanan gelişmeler çerçevesinde bir görüşme yaptı. Toplantı sonunda M. Ali Aydınlar’ın UEFA ile aramızda karşılıklı saygı esasına dayanan bir ilişki var sözleri süreci çarpıtmakla ve bulandırmakla görevli ulusal medya tarafından UEFA’nın içişlerimize karışmayacağı ve düşme olmayacağı şeklinde yorumlandı ve ulusal basın bu süreçte üstlendiği rolü devam ettirdi. Aslında dikkat edilmesi gereken MAA’ın UEFA bize yapmamız gerekenleri ve yapmamamız durumuzda uygulayacakları yaptırımları anlattı cümlesiydi.

Bu cümleyi açacak olursak; UEFA tüm organizasyonlarında ve kendisine üye olan ülkelerin organizasyonlarında yani yerel lig ve kupa müsabakalında şikeye karşı SIFIR HOŞGÖRÜ (zero tolerance) politikası uygulamaktadır ve şikeye bulaşan takımları kendi müsabakalarından men ettiği gibi ülke federasyonlarından da en az bir alt lige düşürülmelerini istemektedir, istemek burada rica etmek değildir emretmektir ve yapılması zorunludur. UEFA aslında şikeye karşı yapılması gereken yaptırımların ilk adımını fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden men ederek ve geçen senenin ETİK KURULU RAPORU ONAYLI ŞAMPİYONU TRABZONSPOR’u   alarak atmıştır. Peki ne olmuştur da UEFA ikinci adımın atılmasını bu zamana kadar beklemiştir?

İşte tam bu noktada devreye sürecin başından beri çelişkili açıklamalar yapan MAA ve yan unsurlar girmiş ve oyalama politikası ile olayı soğutup UEFA’nın yumuşaması umulmuştur. Önce soruşturma sürecinin gizliliği ve ifade alınamaması bahane edilmiş, ardından bugün yarın derken bu güne kadar gelinmiştir.

Gelelim bugünkü TFF-Kulüpler Birliği (KB) toplantısından sonra yapılan açıklamalara ve ne denmek istendiğine. KB adına Antalya başkanı düşme olmayacak, kupa alınacak, maddi yaptırımlar olacak ve eksi puan verilecek demiştir. fenerbahçe cephesi ise biz 58. Maddenin değiştirilmesine karşıyız savunmamız alınsın suçlu olanlar düşürülsün diyerek son bir hamle daha yapmıştır. Bunu yaparken de savunmalarını alacak kurulların Fenerbahçe güdümlü olduğunu unuttuğumuzu düşünmüş olacaklar ki kendilerinden pek bir emin konuşmuşlardır. Bu noktada isterseniz bazı sorular soralım ve olabilecek senaryolara göre bazı çıkarımlar yapalım.

1.      Sürecin başından beri 58. Madde değişsin diyen fenerbahçe neden 180 derecelik bir dönüşle 58. Madde olduğu gibi kalsın demiştir?

2.      UEFA gerçekten de puan silmeye ve sadece bu sene Avrupa kupalarından men etmeye razı mıdır?

3.      Trabzonspor sadece kupa almakla yetinip fenerbahçe’nin cezasız kalmasına göz mü yumacaktır?



Bütün bu soruların cevabını vermek için şu noktaya çok dikkat etmemiz gerekir. UEFA ciddi bir organizasyondur ve kuralları kişilere, takımlara ya da ülkelere göre farklı uygulamaz ve asla suçu cezasız bırakmaz. Başka ülkelerde küme düşme ile cezalandırılan şike suçunu da tamam bu seferlik öyle olsun deyip eksi puan verme cezasıyla geçiştirmez. Eğer böyle biruygulama içine girerse bunu İtalya ya da Yunanistan’a izah edemez ve bunun da büyük maddi yaptırımları olur. Olay görmek isteyene aslında gayet açıktır. UEFA ne olursa olsun fenerbahçe’nin küme düşürülmesini istiyor ve bunun da bir an önce yapılmasını talep ediyor. TFF heyeti UEFA’yı bir ihtimal şu an ceza verilmesi halinde Fenerbahçe ile muhtemel 2-3 takımın daha düşürülmesi gerektiği ve bunun ligi oynanamaz hale getirip işleri daha da karıştıracağı için ligin ekonomisinin çökeceğine ikna etmiş ve kararın play off öncesi açıklanacağını söylemiştir. Yani play off öncesi açıklanacak olan ne kadar puan silineceği değil kimlerin küme düşeceğidir. Bu durumu öğrenen fenerbahçe’nin de biz temiziz, savunmalar alınsın masalı ile mali ve idari yapısını düzeltmek ve kendini çöküşe hazırlamak için zaman kazanmak istediği aşikardır.

Bir diğer ihtimal TFF’nin düşürmezsek ne olur sorusuna karşı UEFA’nın o zaman adı geçen takımlara eksi puan ve maddi cezalar verilir ve ben de bu kulüpleri 4-5 sene Avrupa Kupalarına almam böylece cezalarını çekmiş demiş olabileceğidir. Burada Trabzonspor, kupasını alacağı ve fenerbahçe de düşmekten beter olacağı için mutludur. Bu sene lig devam edeceği ve paraları alacakları için diğer kulüpler de mutludur. Günün tek mutsuzu olan Fenerbahçe de Avrupa kupalarına gidememeleri halinde ekonomilerinin zarar göreceği ve 4-5 sene boyunca boş yere mücadele edecekleri için suçumuz varsa düşürün diyerek bu cezayı bir senede tamamlayıp en azından UEFA cezasından yırtmayı hesaplamaktadır, zira düşme cezası alan takımın bir sonraki sene Süper Lige çıkıp Avrupa Kupalarına katılma hakkı alması durumunda UEFA tarafından men edilme gibi bir durumu yoktur. İşte tam da bu sebeple koç ali ve özdemir nihat bu denli düşme heveslisi görüntü çizmişlerdir. Çok iyi bilmektedirler ki küme düşseler bile inkar politikasına devam ederek taraftarlarını kandırmaya devam edebileceklerdir ama eksi puanı kabul etmeleri durumunda bu leke kendi onaylarıyla alınlarında yer alacaktır.

Hangi senaryo gerçek olursa olsun, ortadaki gözle görülür tek doğru fenerbahçe’nin büyük bir ihtimalle küme düşeceğidir. Aksi halde bile alacağı cezalarla küme düşmekten beter olacakları için bu noktada küme düşmeye razı oldukları ve belki 58. Madde değişmezse teşebbüs suçundan Trabzonspor ve beşiktaş’ı yanlarına çekip onlara da zarar vermek istemektedirler. İşte yanıldıkları kısım da tam buradadır ve Trabzonspor ETİK KURULU RAPORU ONAYLI ŞAMPİYONDUR ve UEFA tarafından da Şampiyonlar Ligine alınarak Türkiye Süper Ligi 2010-2011 senesi ŞAMPİYONU ilan edilmiştir ve UEFA dün ak dediğine bugün asla kara demeyecektir.

Şimdi sıra sene başında UEFA tarafından küme düşürülen fenerbahçe’nin TFF tarafından da küme düşürülmesine gelmiştir ve bana göre bu kaçınılmazdır, aksi durumda Fenerbahçe küme düşmüşten beter olacaktır ve bu da işlerine gelmez.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu