22 Şubat 2012 Çarşamba

Türk Futbolu İçin Ya İstiklâl Ya Ölüm.

Yazılarımı takip edenler çok iyi bilirler ki, 3 Temmuz sabahından bu yana şikecilerin hak ettikleri cezaları göreceklerini ve hakkı yenmiş olan Trabzonspor’un da haklarının teslim edileceğini defalarca belirttim. Bunu yaparken de maalesef dayanağım Türkiye’deki adalet sistemi değil, bağlı bulunduğumuz UEFA ve FIFA idi. Biliyordum ki ülkemizde ne tür oyun oynanırsa oynansın, ne tür perde arkası ilişkiler kullanılırsa kullanılsın UEFA ve FIFA tüm dünyada uygulamış olduğu şikeye sıfır tolerans kuralının Türkiye’de de uygulanması için gerekli bütün yaptırımları uygulayacaktı.

Aslına bakarsanız bu fikrimde her hangi bir değişiklik yok. UEFA ve FIFA’nın gerekli bütün uyarıları yaptığını ve artık herkes tarafından da dillendirildiği gibi en geç 15 Nisan 2012 tarihine kadar Türkiye Futbol Federasyonu’nun gerekli yaptırımları uygulamasını istediğini biliyoruz. Aksi takdirde hem kulüplere hem de ülke milli takımına uluslararası bütün müsabakalarından men cezası vereceğini artık sağır sultan bile duydu.

Yaşanan süreç ve gelişmeler hepinizin malumu ve bunları önceki yazılarımda defalarca dillendirip gerekli varsayımları yapmıştım. Onun için tekrar bu konulara girmeden gelinen süreçte yapılmak istenenleri ve şayet başarılı olunursa Türk Futbolunu bekleyen tehlikeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şikecilerin ve onların TFF’deki uzantıları olan yöneticilerin sürecin başından beri uygulamış oldukları oyalama süreci sona erdi. Artık önümüzde iki yol var.

Bu yollardan birincisi yeni gelecek başkan ve yönetimin UEFA ve FIFA talimatları doğrultusunda gerekli cezaları vermesi ve Türk Futbolunu içinde bulunduğu kaostan kurtarıp adaletin sağlanmasıdır ki mantıklı olan ve ülke futbolunun da menfaatine olacak olan budur.

Girilmemesi gereken ve önümüzdeki yollardan ikincisi olan ise yıldırım demirören’in önderliğini yaptığı ve UEFA ve FIFA’nın talimatlarına karşı gelmeyi ve bu kurumlardan gelecek olan cezayı göze almayı düşünen  yoldur. Bu yola girilmesi halinde Türk Futbolu bir daha asla içinden çıkamayacağı bir batağa saplanacaktır. Bu yol seçilirse muhtemelen olacak olan gelişmeler şu şekildedir.

1.      UEFA ve FIFA bütün uyarılarına rağmen gerekli yaptırımları uygulamayan Türkiye Futbol Federasyonu’nu tüm kategorilerdeki milli takımlarını ve kulüp takımlarını uluslar arası bütün müsabakalardan uzun bir süre (4/5 sene olabilir) men edecektir.

2.      Bu durumda yurt dışında doğan Türk kökenli futbolcuların zaten zorla kabul ettikleri milli takım forması giydirilmeleri imkansız olacaktır ve yıkılan bu köprü bir daha kolay kolay kurulamayacaktır.

3.      Milli takımlarımız önümüzdeki yıllarda herhangi bir puan alamayacağı için ceza bittikten sonra da müsabakalara son torbadan katılacak ve zaten az olan tur atlama şansları iyice azalacaktır.

4.      Ülke puanı diye bir puanımız olmayacağı için Şampiyonlar Ligine ve UEFA Avrupa Ligine giden takımlarımız azalacak ve lig şampiyonu bile 3 ön eleme turu oynamak zorunda kalacak ve şampiyonumuzun Şampiyonlar Ligine kalma ihtimali olmayacaktır.

5.      Her sene Şampiyonlar Ligi katılım payı olan 20 milyon avro ülke payı ve atlanabilecek turlarda ve kazanılacak maçlarda elde edilecek gelirler ortadan kalkacaktır.

6.      Türk Futbolunun zaten yerlerde sürünen uluslar arası imajı tamamen sıfıra inecek ve bugün ligimizde seyrettiğimiz 2.-3. Sınıf yabancı futbolcuları bile transfer etmek zorlaşacak ve ligimizin kalitesi iyice düşecektir.

7.      Şikesi tescillenmiş lige olan yurt içi ilgi de azalacak artık kolay kolay seyirciler stadlara gidip maç seyretmeyecek, para verip Lig TV almayacak, yayın gelirleri düşecek, tek geliri yayın geliri olan kulüpler batma noktası gelecektir.

8.      Geleceklerini ipotek altına alarak borçlanan büyük takımlar da bütün bu gelirlerden mahrum kalınca önümüzdeki yıllara aktarmış oldukları borçlarını ödeyemeyecek ve batacaklardır.

Bunlar ilk bakışta aklıma gelen ve yaşanılması kuvvetle muhtemel sonuçlardır. Yıllardır Türk Futbolunu kirli ilişkilerle yönetenler sırf kendi menfaatleri zarar görmesin diye Türk Futbolunu batırmak için elinden gelen bütün gayreti göstermekteler ve gerek siyasiler gerekse futbol dünyası buna göz yummakta hatta ve hatta ön ayak olmaktadırlar.

Gün futbolu ve ülkesini sevenlerin sesini yükseltmesi gereken gündür. Artık Türk futbolu için de ‘Ya İstiklâl Ya Ölüm’ günüdür. Doğru yolu seçip adaleti sağlarsak futbolu el birliği ile içine düşmüş olduğu bataktan çıkarır ve yolumuza daha sağlıklı bir şekilde devam ederiz. Aksi takdirde bugünkü seviyemize bile 30 sene sonra gelemeyiz ve ortada Türk futbolu diye bir şey kalmaz.

Saygı ve sevgilerimle.

19 Şubat 2012 Pazar

Şenol Güneş Masaya Yumruğunu Vurmalı !

Karşılaşma tıpkı PSV maçında olduğu gibi golle başladı. Henüz 1. dakika dolmamıştı ki, sağ kanattan yapılan ortada Aykut’un Kujoviç’e rahat bir pozisyonda kafa vurdurması sonucu Tolga’nın da katkısıyla Kayserispor maça önde başlamış oldu. Aynı Aykut 2. golde de benzer bir hata ile Eren’e kafa vurdurunca karşılaşma bir nevi ilk yarıda sona ermiş oldu. Erken gelen golle morali bozulan takım ikinci golden sonra iyice oyundan düştü ve ilk yarı Kayserispor’un hakimiyetiyle ve üst üste girdiği pozisyonlarla geçti. Her ne kadar hafta içi Avrupa Kupası maçı oynanmış olsa da o maçta da hiçbir efor sarf etmeyen oyuncuların bu maçtaki kötü futbolu yorgunluğa bağlama gibi bir lüksü olamayacağını da belirmeden geçemeyeceğim.

Takımın Cech, Brozek ve Ferhat gibi 3 tane sol beki olmasına rağmen sağ ayaklı bir adamı sol bekte oynatmak ya da oynatmak zorunda olmak, ayakta duramayacak halde olan Giray’ı kesip yerine oynatacak başka bir stoperinin olmaması, üstelik de geçen sene bu bölgenin tüm yükünü çeken Egemen’in gitmiş olmasına rağmen bu bölgeye transfer yapılmamış olması, alınan yabancıların vasat bile olmamaları, hücum bölgesinde Burak’a yardımcı olacak santrafor özellikleri olan bir hücum oyuncusunun alınmamış olması Şenol Güneş’in elini kolunu bağlamış olsa da, kendi hataları ve saplantıları da takımın bu denli düşük performans sergilemesinde etken olmuştur.

Celutska’nın sağ bek oynatılmaması, geçen seneki Serkan-Amrabat mücadelesinde Serkan’ın düştüğü durum hala akıllardayken o bölgede yine Serkan’a görev verilmesi, Olcan ve Volkan’ın sürekli kanat değiştirilerek oynatılması suretiyle verimlerinin düşürülmesi, top kontrolü, presi, hava hakimiyeti hiç olmayan Burak’ın tek santrafor olarak oynatılması, oyuna hiçbir katkısı olmayan, orta sahayı bir kişi eksik oynatan ve sürekli top kaptıran Alanzinho’nun da sürekli oynatılması hocanın diğer saplantıları. Bu saplantılarından kurtulmadığı müddetçe bu takım mehter takımı gibi iki ileri bir geri gitmeye mahkumdur.

Gerçi oyuna giren her oyuncunun çıkanı arattığı bir takımda,  bundan daha iyisini beklemenin de ne kadar sağlıklı olacağı tartışılır. Olcan hariç takımda adam geçebilen ve kaleye doğru gidebilen bir tane bile futbolcu yokken, takım iki tane olumlu pas yapamazken, 12 yabancısı olmasına rağmen hiç birinden fayda alınamıyorken, üstüne üstlük bu rezil ve kişiliksiz futbolu oynadıkları için futbolcuların çoğu bir nebze utanma ve sıkılma belirtisi göstermiyorken alınacak hiçbir tedbir fayda etmeyecektir. Karşılaşma başladıktan 50 saniye sonra ve 2-1’i yakaladığın golü attıktan sonra yapılan santradan 20 saniye sonra üstelik 11 kişi kendi sahandayken gol yiyorsan ve yediğin gol kalecinden dönen şutta tamamlanırsa ve rakip takım oyuncusunun yanında hala bir tane bile futbolcun yoksa Şenol Hoca’nın da şapkayı önüne koyup düşünme vakti gelmiş de geçmiş demektir.

Karşılaşma 3-1 olduktan sonra biraz kımıldayan Trabzonspor takımının 3-3’lük beraberliği yakalaması, hatta galip gelecek pozisyonu bile yakalaması, yaşanan bu puan kaybının ne denli basit olduğunun, Kayserispor’un aslında vasat bir oyunla bile rahatça yenilebileceğinin açık bir göstergesiydi. Maalesef bizim takımız bu vasat oyunu bile sergileyemeyecek durumda.

Bu takım play off’a kalır ya da kalamaz, bugünden tezi yok bu rezaletin sorumluları Şenol Güneş tarafından tek tek tespit edilmeli ve  kötü niyetli olanlarla bir an önce, kapasitesi yeterli olmayanlarla da sezon sona erer ermez yollar ayrılmalı. Aksi halde süreç Şenol Hoca'nın sorgulanmasına doğru gider ve daha önce de izlediğimiz bu filmi tekrar yaşamak bu takımı dönüşü olmayan ve sonu karanlık olan bir yola sokar. Şenol Hoca'nın buna izin vermemesi gerekir. Artık yumruğunu masaya vurmalı ve gerek oyunculara gerekse başkan ve yönetime bu takımın kimsenin oyuncağı olmadığını hatırlatmalı. Bu takım Şenol Güneş'in ve taraftarlarındır ve hep öyle kalacaktır.
Ayrıca bu takımın bu hale gelmesinde baş sorumlu olan başkan ve yöneticilerin de gerekeni yapması ve bu işi yapamadıklarını kabul edip transfere karışmamaları ya da görevlerini yapabilecek olanlara devretmeleri gerekmektedir. Aksi bir davranışta yapılan bu transferlerden başka türlü çıkarlarının olduğuna olan inanç iyice artacaktır. Tabi bunu yapabilmek için de insanın içindeki Trabzonspor sevgisinin koltuk sevgisinden bir nebze de olsa fazla olması gerekir.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu


4 Şubat 2012 Cumartesi

İhanetin Bedeli

En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyerek başlayacağım yazıma. Colman bu takıma ihanet içindedir ve biran önce Trabzonspor’la ilişkisi kesilmelidir. Bunu söylerken de duygusal bakarak değil geçen seneden beri yaşanan süreci gözümün önüne getirerek söylüyorum. Geçen sene devre arasında ve sezon sonunda Şenol Güneş’in izin vermemesine rağmen ülkesine gitmiş, her gidişinde geç gelmiş, Jaja’dan bulduğu destekle bütün uyarılara rağmen disiplinsiz davranışlarına devam etmiştir. Ayrıca geçen sezonun başında ve sezon içinde şampiyonluk yarışının kızıştığı anlarda aldığı ücreti sorun edip sürekli zam istemiş ve performansında keskin düşüşler yaşamıştır. Şenol Güneş’in kendisine sert uyarıları sonucu tekrar futbola dönmüş ve sezon sonu bitecek olan kontratında istediği zammı alabilmek için gayretini arttırmıştır. Bu sezon başında istediği ücreti almış olmasına rağmen sergilediği kötü oyun ve vurdumduymaz benim için tavırları bardağı taşıran son damla olmuştur.

Yukarıda Colman hakkında yazdıklarıma katılmayan, ağır bulan hatta bu maçla ne alakası var diyenleriniz olacaktır. Genel görüşler bir yana maçla olan ilgisi Colman’ın sürekli kaptırdığı toplar, yaptığı hatalı paslar, kovalamadığı adamlar ve en sonunda da yaptığı sorumsuz penaltıdır.

Genel olarak maça bakacak olursak Trabzonspor orta sahası bu ligde iki-üç karşılaşma hariç hiçbir takıma üstünlük sağlayamamıştır, hatta ve hatta çoğu maçta tıpkı bu karşılaşmada olduğu gibi ezilmiş ve aciz bir görüntü sergilemiştir. Futbolun genel doğrusu olarak kabul edilen maçların orta sahada kaybedilip kazanıldığı olgusundan hareketle bugünkü sonuç da bizim açımızdan sürpriz olmamıştır. Bundan önceki karşılaşmalar çoğu zaman Burak’ın, geldikten sonra da Olcan’ın bireysel performansları sayesinde kotarılmıştır ama Burak’taki zihinsel ve fiziksel düşüşle beraber gol yollarında zorlanmaya başlayan takım bugün gol harici ilk pozisyonuna 90. Dakikada girmiştir hatta yanlış hatırlamıyorsam ilk kornerini de yine bu dakikada atmıştır.

Takım 90 dakika boyunca gerek savunmada gerekse hücumda yapması gereken hiçbir doğru hareketi yapamazken maçın hakemini eleştirmenin de doğru olmadığını söylemek istiyorum Hakemlerin bize karşı art niyetli olduğu ve aleyhimize her türlü fırsatı kullandıkalrı zaten bildiğimiz bir gerçektir ama bugünkü mağlubiyeti hakeme yıkmak da başımızı kuma gömmekten başka bir şey değildir.

Bundan önce defalarca da yazdım ve tekrar etmek durumunda kalıyorum ama bu takımın sağ beki Celutska olmalıdır, zira ilk golü yediğimiz pozisyonda Mehmet Eren’in yanında 1.65’lik Serkan değil de 1.90’lık Celutska olsaydı Mehmet Eren o golü atmayı bırakın o topa kafa bile vurmayı başaramazdı. Alanzinho ve Colman’ın yüzünden yol geçen hanına dönen orta sahada olması daha doğru olacak olan Serkan bu bölgede uygulayacağı baskı ile Antalya ataklarının bir kısmını da başlamadan bitirebilirdi. Alanzinho hatasından ikinci yarıda dönen Şenol Güneş daha büyük bir hata ile Adrian’ı  oyuna alınca ve Colman’ı da oyunda tutmaya devam edince Antalyaspor daha da cesaretlendi ve bulduğu penaltı golü haricinde bir çok gol pozisyonuna girmesine rağmen biraz şanssızlık biraz da beceriksizlikleri yüzünden olası bir farklı galibiyetten oldu.

Türkçemizde zararın neresinden dönerseniz kârdır diye çok güzel bir söz vardır ve bugün gelinen nokta da o zarardan dönmemizin gerektiği noktadır. Bunu yapacak olan da Şenol Güneş hocamızdır. Şenol Hocanın artık inadından vazgeçip Celutska’yı sürekli sağbekte oynatması, Alanzinho’ya baştan değil son yarım saatlerde rakibin ve skorun durumuna göre şans vermesi ve başta da belirttiğim gibi Colman’ın da bu takımla olan ilişkisini kesmesi lazım. BU denli radikal bir karar alınır mı? Alınsa daha mı iyi olur, daha mı kötü olur? Bunlar yaşamadan bilinmeyecek durumlardır ve bu işin bu Colman’la gitmeyeceği artık nettir.

Futbol aslına bakarsanız bir oyundur ve futbolda yenmek kadar yenilmek de vardır. Bunu ben dahil herkes bilir fakat sahada mücadele etmemek, vurdumduymaz tavırlar sergilemek ve bunu asgari ücretli ve işsiz birçok insanın tutkuyla bağlı olduğu bir oyunu icra ederken hem de Trabzonspor gibi bir takımın formasını giyerken yapmak sizi bilmem ama benim affedebileceğim bir durum değildir. Bu ihanetin bir bedeli olmalıdır ve bu bedeli Colman muhakkak ödemelidir.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu

31 Ocak 2012 Salı

Deniz Bitti MAA Gitti, fb Küme Düşecek.

Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Mehmet Ali Aydınlar (MAA) bugün yaptığı yazılı açıklama ile görevinden istifa ettiğini belirtti. Üzerinde durduğu en önemli nokta CAS Hakimi Av. Kısmet Erkiner’in bahsettiği ve 6 Eylül ve 3 Kasım tarihlerinde Federasyona ulaşan belgelerden kendisinin haberinin olmadığını ve UEFA yetkililerinin kendilerine farklı CAS’a farklı tavır aldığıdır.

CAS Hakimi Kısmet Erkiner  : "Türkiye Futbol Federasyonu, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesi kararını UEFA'nın baskısıyla aldığını iddia ediyor. Şimdi elimde, Fenerbahçe'nin açmış olduğu davada UEFA'nın CAS'a vermiş olduğu savunma var. Bu savunmanın 6.3 paragrafında diyor ki UEFA, 'Şayet TFF elinde bulunan delillerden tatmin olmaz ve kulüp yetkililerinin şike yaptığı konusunda bir karara varamazsa, UEFA'ya kulübü Şampiyonlar Ligi'nden çekmenin erken bir karar olduğunu söyleme yetkisindedir.' TFF bu savunmayla bize Fenerbahçe'yi ihraç edeceğini bildirmeseydi biz onu oynatırdık.

İşte MAA’nın UEFA’yı samimi bulmadığı ve iki yüzlülükle suçladığı nokta burası. Gelin isterseniz kaseti başa saralım ve MAA’nın Savcı Berk’le yaptığı ilk görüşmenin ardından yaptığı açıklamayı hatırlayalım. MAA delillerin açık ve durumun çok vahim olduğunu, biran önce karar alacaklarını ve süreci uzatmayacaklarını söylemişti. Bunu belli ki acemiliğinden yapmıştı ve ilerleyen süreçte yaptıkları ve söyledikleri ile o koltuğa oturtulma amacının olayı kanun ve kurallara göre çözmek olmadığını, süreci mümkün olduğunca uzatıp fb’yi kurtaracak bir formül bulmak olduğunu defalarca ispat etti gerçek futbol severlere. Gelin isterseniz bu noktada gıyabında MAA’ya birkaç soru soralım.

1.     UEFA Başmüfettişi Cornu Savcı Berk ve TFF yetkilileri ile konuştuktan sonra, UEFA Şampiyonlar Ligine ( ŞL ) fb’nin yerine Trabzonspor’u davet ettiğinde UEFA size şayet kendinizden eminseniz fb’yi gönderin ama ilerleyen süreçte suçlu çıkarlarsa cezası çok ağır olur dedi mi demedi mi?

2.     Bunun üzerine MAA ve ekibi biz bu sorumluluğun altına giremeyiz deyip, fb yöneticileri ile konuşup, durum böyle böyle, şayet temiz olduğunuza inanıyorsanız gidin kendinizi UEFA karşısında savunun dediniz mi demediniz mi? ( Bu teklifi Ali Koç’a ilettiğini daha sonra defalarca MAA kendi de açıkladı)

3.     Trabzonspor ve BJK temiz olduklarının garantisini verip Avrupa Kupalarında yollarına devam ederken fb bu yönde bir cesaret gösterebildi mi? fb’nin CAS’ta UEFA aleyhine açtığı dava usul yönünden miydi yoksa kararın haksızlığı yönünden miydi? ( fb avukatları da ekranlarda defalarca usul yönünden dava açtıklarını açıkladılar).

4.     Kararını bekleyip karar vereceğinizi defalarca dile getirdiğiniz ve Hukuk Profesörlerinden oluşan Etik Kurulu incelediği belgeler sonunda Trabzonspor ve BJK’nin temiz olduğuna ve fb’nin birçok maçta şike yaptığına, teşvik verdiğine, şike ve teşvike teşebbüs ettiğine dair bir raporu tarafınıza sunmadı mı?

5.     Trabzonspor ile ilgili bütün belgeler incelenmiş olmasına rağmen sırf lobi oluşturmak ve aba altından sopa göstermek amaçlı uzatılan her mikrofona Etik Kurulu Raporu ve UEFA’ya verdiğiniz tavsiye kararına rağmen, dosyada Trabzonspor’un da adı geçiyor açıklamasını yapmadınız mı?

6.     3 Temmuz’dan bu yana yaşanan süreçte suçluların cezalandırılması için şu adımı attık diyebileceğiniz tek bir adım var mıdır? Varsa ne olduğunu açıklayabilir misiniz?

7.     26 Ocak tarihinde sahneye koyduğunuz tiyatroya dayanak olarak gösterdiğiniz, UEFA’nın tarafınıza verdiğini iddia ettiğiniz puan silmeye onay veren yazıyı neden canlı yayında biz futbol severlerle paylaşmadınız? İşte size doğruyu söylediğinizi ispat etmek için fırsat, gösterin belgeyi ve inanalım dediklerinize.

8.     Gerek fb yöneticisi murat özaydınlı, gerekse camianın diğer insanları ile defalarca toplantı yapıp pazarlık yapmadınız mı? Hatta ali koç’a genel kurulda dönüp yukarıda Allah var sayın koç ben mi fb’nin kötülüğü için çalışmışım diye sormadınız mı? fb’li yöneticileri kapalı kapılar ardında yaptığınız pazarlıklarda eksi puan için 10 takla atmakla ama kameralar önünde delikanlılık yaparak yalan söylemekle itham etmediniz mi?

Evet Sayın MAA, sizin de dediğiniz gibi yukarıda Allah var ve bunun hesabı er ya da geç hem tarafınızdan hem de maşalığını yaptığınız güçler tarafından sorulacak. Ama gelin isterseniz ben size o kadar beklemeyeceğimiz hesaplardan bahsedeyim.

Daha önceki yazılarımda da defalarca belirtmiştim, UEFA bakkal dükkânı değildir ve bu mantıkla yönetilmez. Hiçbir Avrupa ülkesinde ve bu ülkelerdeki hiçbir kurumda kurallara aykırı hareket edilmez, SUÇ VARSA CEZASI VERİLİR. Aslında UEFA sezon başında size yaptığı uyarı ile yolunuzu açmıştı ama siz o yoldan yürüme yerine şikecileri kurtarmak için formül arama yolunu tercih ettiniz.

Sayın MAA siz bugün deniz bittiği için istifa ettiniz. Siz bugün sizi oraya getiren güçler istediği için istifa ettiniz. Siz bugün fb’yi kümeye düşüren başkan olarak tarihe geçmemek için istifa ettiniz ve siz bugün artık süreci daha da geciktirebileceğiniz bir oyun kalmadığı için istifa ettiniz. Çünkü siz de biliyorsunuz ki UEFA’dan sonra FIFA’nın da işe karışmış olması artık karar almanız gerektiğinin işareti idi. Artık Etik Kurulu Raporu, savunma hakkı, delil eksikliği gibi bahaneleriniz de kalmadı ve lig de yakında sona ermek üzere. UEFA’nın size vermiş olduğu yargı sürecini bekleyemezsiniz en geç play off öncesi kararınızı verin emri de Infantino tarafından birkaç gün önce hatırlatıldı. Yani kaçacak yer kalmadı sayın MAA, onun için siz bu masalları gidin şikecilere anlatın çünkü bizim karnımız palavralara tok, hele sizin palavralarınıza tamamen tok.

Sevgili Trabzonsporlular gelinen bu noktada şikecilerin ve destekçilerinin kaçacak yerleri yok. Son bir hamle süreci biraz daha geciktirmek istiyorlar ama UEFA ve FIFA buna izin vermeyecektir. MAA ve yönetimi yapmamış olsa da gelecek olan yönetim fb’yi KÜME DÜŞÜRECEKTİR VE ŞAMPİYONLUK KUPASINI TRABZONSPOR’A VERECEKTİR.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu