15 Ocak 2012 Pazar

HER ZAMAN HER YERDE 61>55 !!!

Karşılaşmaya her iki takım da orta sahalarını kalabalık tutarak başladı. Belli ki bu bölgede rakibe üstünlük vermemek, mümkün olduğunca topa sahip olmak istiyordu her iki takımın hocası da. Samsunspor takımının hocası Petkoviç, kalabalık orta sahanın yanı sıra bloklar arası mesafeyi kısaltarak dizilmeye ve mümkün olduğu kadar önde basmaya çalışarak başlattı takımını oyuna. Bu yönde görüntü olarak başarılı bir manzara sergilemiş olsalar da emeklerinin karşılığını hemen hemen hiç alamadılar. Baskı sayesinde kapamadıkları topları özellikle Alanzinho’nun basit ve gereksiz top kayıpları sayesinde kaptılar fakat bunları da gerek Colman ve Aykut’un başarılı müdahaleleri gerekse kendi aralarındaki uyumsuzluk sebebiyle tehlikeye dönüştüremediler. Trabzonspor savunmasının dikkatli ve yerinde müdahaleleri de seken toplarda Samsunspor forvetlerine şans vermeyince ilk yarıda kalesinde gol tehlikesi yaşamamış oldu.
Trabzonspor ise topu akıllı kullanarak ve hızlı oynayarak biri Burak'ın ayağından kaçırdığı penaltı olmak üzere 3 net gol pozisyonunu değerlendirememesine rağmen yine yıldızı Burak'ın ayağından bulduğu golle ilk yarıyı önde tamamlamayı başardı. Maçın daha ilk 45 dakikada farka gidip kopmamış olamsının tek nedeni şanssızlık olarak açıklanabilir zira bugün belki de ilk defa takım olarak oynadı Trabzonspor ve belki de bu sezon ilk defa hak ettiğin çok az altında atarak soyunma odasına gitti.

Şurası bir gerçek ki Colman iyi oynadığı zaman Trabzonspor için her şey daha kolay oluyor. Bugün özellikle maçın ilk yarısında ve son yarım saatlik bölümünde takımını yönlendirmesi arkadaşlarıyla uyumu ve mücadelesi takdirlikti. Ayrıca orta saha oyuncularının daha özverili oynaması ve hem hücuma hem de savunmaya yardımcı olması takımın belli  kişiler üzerine yıkılan yükünün daha adil dağılmasına ve bunun sonucu olarak rahat galip gelmesine yol açtı.

Burada iki oyuncuya değinmeden geçemeyeceğim. Birincisi savunmanın bana göre en başarılı oyuncusu olan, maç boyunca yalnızca kendi bölgesini savunmakla kalmayıp gerektiğinde sol bek, gerektiğinde sağ bek gibi oynayan Giray bir diğeri de Zokora’nın yokluğunda orta sahada kendinden beklenenin üstünde performans sergileyen Aykut. Genç yaşına ve süper lig tecrübesinin azlığına rağmen ideal bir orta saha oyuncusunun nasıl olması gerektiğinin, neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğinin dersini verir gibiydi. Son golde Burak'a yaptığı asist de bu günkü güzel oyununun ödülü idi kendi adına. Her şerde bir hayır var mıdır bilemem ama Zokora’nın Afrika Uluslar Kupası’na gitmiş olması Aykut’un farkına varmamıza ve uzun süre ondan faydalanmamıza vesile olacak. Umarım Şenol Hoca Zokora döndüğünde bundan önce olduğu gibi gençlere olan tavrını Aykut’a karşı da sergilemez ve Aykut bu takımın ilk 11’inde oynamaya devam eder.

Olcan’ın hücuma getirdiği hareketlilik ve çeşitlilik, Burak’ın daha paylaşımcı oynamaya başlaması, Marek Cech’in sol kanadı etkili kullanması ve hücuma katkı sağlayarak taşıdığı toplar, Henrique’nin istenilen seviyede olmasa bile oyuna kattıkları gol kaçırma rekoruna rağmen maçın 4-0 gibi net bir galibiyetle bitmesinde büyük rol oynadı. Bu noktada Şenol hoca Henrique’yi oyuna aldığında Halil yerine Alanzinho’yu kenara çekmiş olsa hem orta sahasını daha dirençli tutmuş hem de ikinci yarının başlarında oluşan suni Samsunspor baskısını yenmiş olurdu. Bir diğer oyuncu değişikliğinde de tercihini her zamanki gibi Adrian’dan yana yapmış olması benim gözümde bir tercih değil Güngören maçının etkili isimlerinden Sercan’a yapılmış bir haksızlıktı. Sercan’ın tek suçunun Polonyalı olmaması ya da astronomik bir bonservis ücretiyle transfer edilmiş olmaması ise bilemem ama Adrian’dan fazla bu formayı giymeyi hak ettiği bir gerçek.

Özetle bu takım eksik bölgelerine gerekli takviyeler yapıldığında ve doğru oyuncu ve dizilişle sahaya çıkıldığında dört dörtlük olmasa da bu ligin kalbur üstü takımlarından biri olduğunu ilk yarıda 2 puan çıkardığı 3 maçta ikinci yarıda 9 puan çıkararak göstermiş oldu. Yönetimin ve Şenol Hoca’nın bu yöndeki mesajı doğru okuması ve top yapma yeteneği yüksek bir ön libero ile yine çabuk ve topu oyuna sokabilen bir sol stoper eksiğini tamamlaması gerekir.

Son bir söz de Samsunspor’lu taraftarlara; Ligin ilk yarısında Samsun’da oynanan maçta Trabzon’a ve Trabzonspor’a karşı sergiledikleri anlamsız ve düşmanca tavrın gerekli cevabını bugün sahada almışlardır sanırım. Bu şehre ve bu takıma karşı düşmanlık sergileyenlerin içinde bulundukları durum ortadayken bu anlamsızlığa son vermek uzun vadede kendi menfaatlerine olacaktır. Unutmamalılar ki HER ZAMAN HER YERDE 61>55 !!!

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu

7 Ocak 2012 Cumartesi

Kazanırken Kaybetmek!

Maçın değerlendirmesine geçmeden önce İzmit’ten hareket edip Trabzonspor sevdası ile Olimpiyat Stadı’na doğru yol alırken geçirdikleri trafik kazası sonucu hayatlarını kaybeden Murat Akçelik (35), kardeşi Tuğba Akçelik(28), Mehmet Erdoğan (23) ve Zeynep Mehmetoğlu'na (23) Yüce Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve Trabzonspor camiasına başsağlığı diliyorum. Mekanları cennet olsun. Artık onlar da Trabzonspor uğrunda canlarını verenlerin ve sonsuza kadar kalbimizde yer alanların arasına katıldılar. İnsan hayatının bu kadar ucuz ve basit olduğu bir ülkede inanın futbol konuşmak da yazmak da hiç içimden gelmiyor. Keşke bugün Trabzonspor kaybetmiş olsaydı da kaybettiğimiz dört fidan hayatta olsaydı. Bu saatten sonra Allah rahmet eylesin ve mekanları cennet olsun demekten fazla bir şey de gelmiyor elimden.

Maçın yorumuna gelecek olursak, Trabzonspor takımı sahaya ideal 11’ine yakın bir oyuncu kadrosuyla çıktı. Olcan’ın istek ve gayretinin yetenekleri ile birleşmesiyle de maçın başlarında etkili ataklar gerçekleştirdi. Olcan Trabzonspor’un uzun yıllardır eksikliğini hissettiği sol hücum oyuncusu pozisyonunu fazlasıyla dolduracaktır. Sürati ve yeteneklerini oyun zekasıyla da birleştiriyor olması en büyük avantajı, ilerleyen haftalarda takım arkadaşlarına daha fazla alışmasıyla Burak’ın üstündeki yükü de hafifletecektir. Bu noktada Trabzonspor’un golü bulamamasında yaşanan şansızlıkların yanında geçen senenin fb tetikçilerinden Bülent Yıldırım’ın da payı büyüktü. Halil’e yapılan penaltıya gözünün önünde olmasına rağmen devam derken yüzündeki ifade mide bulandırıcıydı.

Daha önceki maçlarda yaşanılan topun akıcı bir şekilde hücum bölgesine taşınamaması hastalığı bu maçta da devam etti, bunun en büyük sorumlusu da topa yön vermesi gereken Colman ve Adrian’ın bu görüntüden çok uzak olmalarıydı. Adrian’ın bunu yaptığına bu güne kadar şahit olmamış olsak da bir umut bekleyen taraftarlarımızın sayısı azımsanmayacak seviyede olduğu için değinme gereği hissettim. Şenol hoca da bu yönde düşünmüş olacak ki geçen maç 90 dakika sabrettiği Polonyalı Yıldıza! 55. dakikada yanında oturma görevi verdi. Günün bir diğer etkisiz oyuncusu Colman bu sezon belki de en olumsuz maçını oynadı. Savunmaya yaklaşıp top alması gerektiği halde oyundan kopuk hali ve çok top kaybetmesi özellikle ikinci yarıda İ.B.B. takımının topa hakim olmasına ve dönem dönem tehlikeli gelmesine neden oldu. Bu takımın orta sahasına geçen sene Selçuk’un yaptığı görevi yapabilecek yani savunma ile hücum hattı arasında köprü olabilecek bir oyuncuya ihtiyacı olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu. Böyle bir oyuncu bulunması halinde Colman’ın ön libero pozisyonuna dönmesi takım savunmasını da ön liberonun takımın hücum gücüne olan katkısı da arttıracak ve oyun kalitesini yükseltecektir.

Takımın sezon başından beri gol yükünü çeken Burak Yılmaz bugün de bu özelliğini devam ettirdi. Attığı ikinci gol de hakemin yüzündeki ifade geçen sene kimlerle mücadele ettiğimizin bir resmi gibiydi. Biz bu bezgin ve yıkılmış ruh halinin yansıdığı yüzleri gerek mamalanmış rakiplerimizin gerekse maçlarımızdan sonra televizyon ekranlarında yorum yapan fb tetikçisi yorumcuların suratlarında defalarca görmüştük. Yeri gelmişken bu görüntülere şahit olmamızı sağlayan gerek geçen seneki, gerekse bu seneki futbolcularımıza ve başta Şenol Güneş olmak üzere teknik ekibimize ve yönetimimize tekrar teşekkür ediyor ve şükranlarımı sunuyorum. Geçen sene gasp edilen şampiyonluk kupamızı aldığımızda da bu ifadelere çokça rastlayacağımızı tahmin ediyorum.

Burak Yılmaz’a tavsiyem Olcan’la olan oyun içi iletişiminde ve takım arkadaşlarıyla olan pozisyon paylaşımlarında daha dikkatli olması ve gerektiğinde top paylaşımında daha cömert olmasıdır. Bu yönde sergilediği bencil tavır belki sezon başından beri bu bölgede yalnız kalmasından belki de oyun sisteminden kaynaklanıyor ama atılan ilk golde de olduğu gibi zamanında verdiği toplar kendisine gol pası olarak geri dönmektedir. Halil’in hücum bölgesine kaydırılmış olması ve Olcan’ın oyuna getirdiği sürat ve hücum gücü Burak’ın işini oldukça kolaylaştırmış gibi göründü. Burak artık yalnız değil ve rakiplerin savunma yapmak zorunda olduğu başka hücum oyuncuları da var. Her ne kadar bunun meyvelerini bugün maçın sonlarına doğru almış olsak da ilerleyen haftalarda Olcan’lı sistemin olası Volkan desteği ile daha verimli hale geleceğini ve daha erken sonuç getireceğini düşünüyorum. Tabi bunun için son zamanlarda izlediğimiz değil, Bursaspor’da fırtına gibi esen Volkan’a ihtiyaç var. Bugünün bir başka sevindirici olayı ise Henrique’de olan kıpırdanmaydı. Oyuna girdikten sonra taşıdığı toplar ve ilk golde vermiş olduğu katkı kendi adına da takım adına da olumlu gelişmelerdi.

Sonuç itibari ile Trabzonspor bugün mutlak kazanmak zorunda olduğu bir karşılaşmadan Burak’ın ayağından bulduğu iki golle galip ayrılmasını bildi ve taraftarlarını belki sevindiremedi ama en azından acılarının bir nebze olsun azalmasını sağladı. Bu galibiyeti kendi adıma bugün aramızdan ayrıcan dört genç fidana armağan ediyorum ve içimdeki büyük acıyla da ilk defa kazanırken kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu

6 Ocak 2012 Cuma

HANGİ MARKA DEĞERİ ?

Şike skandalının patlak verdiği 3 Temmuz gününden bu yana futbolun içindeki insanların ve temsil ettikleri kurumların özünde kendi menfaatlerini korumaya dayanan değişken tavırlarına ve tepkilerine şahit olduk. Bu tavır ve tepkiler çoğu zaman genel toplum ahlakıyla bağdaşmayan hatta ve hatta taban tabana zıt olan davranışlar şeklinde oldu. Taraftar özelinde bu gibi kaypak davranışların belli oranda kabul edilebileceği düşünülse bile futbolun temel dinamikleri olan kurumların ve bunları yönetenlerin konum ve sorumluluklarını hiçe sayarak suçluyu koruma yarışına girmiş olmaları en basit tabiri ile sorumsuzluktur.

Her ne kadar korumaya çalıştıkları değerin Türk Futbolu ve kulüpleri olduğunu iddia etseler de asıl amaçlarının ellerinde bulundurdukları gücü ve rantı kaybetmemek olduğu yaşanan süreçte sergilemiş oldukları tavır ve vermiş oldukları beyanatlardan açıkça anlaşılmaktadır. Türkiye’deki insanların ülkenin cumhurbaşkanını, başbakanını, bakanını tanımadığı bir ortamda en basit yöneticinin bile herkes tarafından tanınıyor olmasının, onların ticari, siyasi ve sosyal ilişkilerine olan katkılarının ellerinden gidecek olmasıdır asıl çekindikleri. Yoksa uğruna çete kurup yöneterek şike yapan ve bu yolda hapse düşen şahsın kendi kulübüne SİNKAFLI giydirmeleri başka türlü izah edilemez. İşte bu yüzden Türk Futbolu’nu umursamadan art arda tarihi hatalar yapmışlar ve futbolu bitirme noktasına gelmişlerdir. Bu noktada farkında olmadıkları ve belki de gözden kaçırdıkları bir nokta UEFA’nın Demokles’in kılıcı gibi tepelerinde durduğu ve sanılanın aksine anlatılan masalları yutmadığıdır. UEFA zamanı gelince gerekli müdahaleleri yapıp gerekli cezaların verilmesini sağlayacaktır, bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Bu noktada Türkiye’deki yetkili kurum, kişi ve kuruluşlara zerre kadar güveni olmayan bizler de aslında UEFA’nın yapacağı bu yaptırımları dört gözle ve sabırsızlıkla beklemekteyiz.

Son ayların en sık duyulan terimi olan ‘Marka Değeri’ aslında koca bir balondan başka bir şey değildir. Marka değerinin olabilmesi için önce elinizde bir marka olması gerekmektedir. Türkiye hariç hiçbir ülkede seyredilmeyen bir ligin de marka olduğunu iddia etmek en basit tabiri ile saflıktır. 3 Temmuz tarihinden bu yana elindeki gücü ve paylaştıkları rantı kaybetmekten korkan ve bunun olmaması için her türlü yolu deneyen kulüpler ve onların tetikçilerinin de sığındığı en büyük limandır ‘Marka Değeri’. Şayet fb düşerse ligin değerinin azalacağını ve kulüplerin maddi çıkmaza gireceğini savunup, insanların parayı ahlaka ve erdeme tercih etmek zorunda oldukları izlenimi yaratarak yaptıkları hukuk dışılığı meşru göstermeye uğraşmaktadırlar.

Sözüm ona fb düşerse digitürk para ödemez, ihale bozulur ve kulüplerin gelirleri azalırmış. Öncelikle digitürk’ün imzalamış olduğu bir sözleşme ve yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülükler var ve bu öyle keyfi alınabilecek bir karar değil. Varsayalım bu yönde bir gelişme oldu ve yayın ihalesi bozuldu ve diyelim bu günkü meblağın yarısına alıcı buldu. Bu durumda kulüp başkanlarının yarattığı korku senaryosunun gerçeğe dönüşeceğini yani kulüplerin maddi çıkmaza girip ellerindeki DÜNYA ÇAPINDAKİ YILDIZLARIN paralarını ödeyemeyeceğine inanmamızı beklemek de en basit tabiri ile saflıktır. Avrupa’nın herhangi bir liginde Türkiye’de aldıkları paraların bırakın yarısına dörtte birine bile imza atamayacak gerek yerli gerekse yabancı bu dünya yıldızlarının ülkemizde bu paralara oynuyor olmaları da ayrıca çok manidardır. Arada oluşan uçurumun da gerçekten bu futbolcuların cebine girip girmediği ise tam bir muammadır. Hem gerçekten de bu paraları alıyor olsalar ve kazandıkları paralar yarıya hatta üçte bire, dörtte bire bile düşecek olsa ne fark eder ki, herhangi bir futbolcu 1.5 – 2 milyon avro alırken 400-500 bin avro almaya başlarsa isyan edip futbolu mu bırakacak sanki? Ben bu paralara top oynamam deyip bakkal dükkanı falan mı açacak? Ya da memurluk sınavlarına falan mı girecek? Bana göre dünya üzerinde yaptığı işin kalitesine oranla kazandığı parayı en az hak eden kişiler Türkiye’deki futbolcular ve futbolun içindeki kişi ve kurumlardır. İşte aylardır bağıran çağıranların da asıl derdi buradadır. Ellerindeki saltanatın, sefanın kaybolmasını istememektedirler ve ne yazık ki ne tuttukları takım ne de Türk Futbolu gerçekten umurlarındadır.

Bu lig fb düşse de düşmese de oynanacaktır. İddia edilenin aksine de zaten olmayan kalitesi ve değeri de düşmeyecektir. Elimize futbolumuzun içinde bulunduğu pislikten kurtulmak gibi bir fırsat geçmiştir ve bunu kendi başımıza yapar ve gerekli kararları alabilirsek yeni bir başlangıç yapıp TEMİZ FUTBOL seyretme imkanımız olacaktır. Aksi takdirde bunu bizim yerimize UEFA yapar ve gerek uluslar arası alanlarda alacağımız cezalarla gerekse zaten olmayan itibarımızın iyice kötüye gitmesiyle içinde olduğumuz pislikte debelenmeye ve TÜRKİYE ŞİKE TİYATROSU'nu seyretmeye devam ederiz.

Biz Trabzonsporlular olarak seçimimizi BORDO_MAVİ renklere gönül vererek çoktan yaptık.  Şimdi sıra diğer takım taraftarlarında ve bizi yönetenlerde. Ya yanımızda yer alırsınız, ya karşımızda. Bunu yaparken korumaya çalıştığınızın HANGİ MARKA DEĞERİ olduğunu iyi düşünün. Kararınız ne yönde olursa olsun PARAYLA YAPILAMAYANI EMEKLE YAPMANIN marka değerini seçen bizlerin hiçbir zaman sizinle aynı PİSLİĞİN içinde olmayacağımıza emin olabilirsiniz.

Saygı ve sevgilerimle,

Ender Kuyumcu

3 Ocak 2012 Salı

Allah Aşkına Şenol Hocam !

Gerek Şenol Güneş’in gerekse camianın genelinin iddia ettiği gibi takımın kötü oyunun asıl sebebinin yorgunluk olmadığı, yetenek eksikliği ve yanlış oyuncu tercihleri olduğu bu günkü maçta bir kez daha ortaya çıktı. Takım ne kadar iyi niyetle mücadele etmeye çalışırsa çalışsın, ne kadar gayret gösterirse göstersin bir türlü devir almayan araba misali gitmiyor. Zaten bu oyuncu tercihleri ve bu oyun anlayışıyla da gitmesini beklemek hayalcilikten de öteye saflık olur. Sizi bilmem ama ben o kadar saf değilim.
Bundan önceki bütün yazılarımda yazdım ama bir kez daha söyleyeyim. Bu takımın sağ beki Celutska’dır, Serkan’ın sağ bek oynadığı bir savunma bu günkü gibi sürekli açık vermeye mahkumdur. Bir diğer husus da Adrian’ın futbolculukla uzaktan yakından alakası olmadığı gerçeğidir. Maçta kullandığı bütün topları doğrudan rakibe atarak belki de bir dünya rekoruna imza atmış olmasına rağmen Guinness rekorlar kitabına sırf gerekli yetkililer burada olmadığı için girememiş olması kendi adına bir talihsizliktir. Gerçi geç kalınmış sayılmaz, Adrian’ın oynadığı her hangi bir maça Guinness’li yetkilileri çağırmak yeterli olacaktır. Adrian bundan sonra da bu performansını sergilemeye devam edecektir.
Şenol Hoca’nın takımın hücum organizasyonlarına çeşitlilik getirmesi gerektiği halde, sadece Burak’a bağlanmış olan gol umutları her ne kadar bu maçta meyvesini vermiş olsa da ilerleyen maçlarda şans bu denli yanımızda olmayacaktır. Manisaspor 1-1’i yakaladıktan sonra veteran oyuncusu Murat Erdoğan sayesinde oyunun kontrolünü tamamen eline aldı ve kaçırdığı üç net gol pozisyonu ile hak ettiği 3 puana ulaşamadığı gibi Colman Burak yapımı gole engel olamayarak fazlasıyla hak etmiş olduğu 1 puandan da oldu. Bir yanda üç kuruşa top oynayan Murat Erdoğan bir yanda 5,3 milyon avroya sahada dökülen Adrian. Bu insanların aynı mesleği yapıyor olmaları bile futbola ihanettir.
Sahada ne yaptığı belli olmayan ve girdiği bir iki kademe haricinde hiçbir olumlu hareketi bulunmayan Volkan tüm taraftarları olduğu gibi beni de hayal kırıklığına uğratmaya devam ediyor. İlginç olan bu kötü performansa rağmen Şenol Hoca’nın Adrian’a gösterdiği sinir bozucu sabrı Volkan’a da göstermiş olmasıdır. Aslında sahadaki bu silik ve kişiliksiz futbolun sorumluları sadece bu futbolcular değil. Sezon başında takımı dağıtıp futbolcu bile olduklarından şüphe ettiğim, ne olduğu belirsiz yabancıları takıma dolduran ve gelinen şu aşamada bile gerekli takviyeleri yapmaktan kaçınan başkan ve yönetim bu tablonun asıl sorumlularıdır. Büyük bir sabır ve kararlılıkla camianın bütün dinamiklerinin 3 Temmuz’da başlayan Şike skandalı sürecinde arkalarında durmalarını yanlış okuyarak ve fırsatçılık yaparak sezon başı yaptıkları hataları sürdürmeleri de affedilecek gibi değildir ama süreç tamamlanana kadar maalesef bunu kullanmaya devam edecek gibi görünüyorlar.
Gelelim Trabzonspor açısından günün olumlu olaylarına. Her şeye rağmen alınan 3 puan sevindirici. Tolga, Giray ve Burak’ın iyi performansları devam ediyor. Aykut bu takımın ikinci yarıda en büyük kazancı olacaktır. Tam anlamıyla bir orta saha oyuncusu. Oyunun iki yönünü de oynuyor, yaptığı bütün hamleler yerinde, top kullanması ve oyun görüşü de oldukça iyi. Bu açıdan Zokora’nın gidiyor olması düşünülenin aksine bu takımı olumsuz yönde değil, olumlu yönde etkileyecektir.
Olcan’ın takıma katkısı olacağı kesindir ama tek başına verebileceği şeyler sınırlı olacaktır. Olası bir Jaja  ( ya da benzer özelliklerde bir oyuncu ) hamlesi oyunun akışındaki kesintilerin önüne geçeceği gibi Colman’ı da geçen seneki görevine döndürüp takım savunmasını güçlendirebilir. Bunun yanında yapılması zorunlu olan  sol stoper takviyesi ve Burak’ın yükünü hafifletecek ve onu tamamlayacak iyi bir santrafor  hamlesi bu takımın oyun bütünlüğünü oturtması açısından kaçınılmazdır. Aksi halde bu takım üç aşağı beş yukarı bu günkü görüntüyü sergileyecektir.
Sözlerimi Şenol Güneş hocamıza seslenerek bitirmek istiyorum. Hocam seni çok seviyorum ve ömrünün sonuna kadar da bu takımın başında kalmanı istiyorum, hatta kendini hazır hissettiğinde de bu takımın başkanı olman gerektiğini düşünüyorum ama Allah aşkına şu takımın kurgusuyla oynama. Celutska sağ bek, Cech ya da Ferhat sol bek oynasın ve her ne şartta olursa olsun şu Adrian’ı da takıma koyma. Yönetime de gerekirse medya yoluyla rest çek ve gerekli transferlerin yapılmasını iste, yoksa o koruduğun yönetim kendilerine yönelecek ilk tepkide seni aslanların önüne atmaya kalkacaktır.
Saygı ve sevgilerimle,
Kuyumcu